Faked Soldiers

The name of ITL she said, and the war began. Again.

1.    The Beginning

We are living in the new world for over fifty years now. Things are different. No more love, no more success and no more respect. When I came into this land I was five and now I am fifty seven. With a little humanity in my heart and a little bit of love I, George Filth, try to struggle in the new world and still cannot manage.

Being a five years old blonde boy was a bad combination for me, it was okay with the blue ones. They killed my parents, take no notice of older blondes, I wanted to die with them but I was not older enough. They had me, they had sixty of us.

They wanted to create an army, and they did.

The new world was different to me, was different to many of us. Blue ones were different too, they had huge eyes, small mouth which served only for speaking, long and muscular legs, short arms, black V shaped nails and blue skin. Never taking a breath and never feeling a heartbeat, they were only aware of the battery which they used for their ice-cold, cable made hearts.

Used our genes to create hair, covered their baldness with our blonde hair, made us bald forever. They wanted to give their genes to us as a favour, to make us look alikes but it did not work. It only made us more muscular which was a great deal to them as they were planning to make us soldiers.

         Blue ones forced us to fight for them, we had no choice.  As faked soldiers we destroyed the fifth planet and the third one. Then, when I was thirty five, they wanted us to abolish the first planet. The great danger, they named.

         We, humans, have faith and trust one another. We can fall for someone; we could even die in order to save our beloved ones. We have family which means a love triangle, which means sharing knowledge, which means taking pride one another. At least, we had. This is why we never wanted to go to the Great Danger.

 

2.    The Great Danger

Blue Ones wanted us to go, and then forced us to go. Desire was huge; it was a desire for killing their own essences. An operation called “Destroy what’s behind forever”.

In order to live, they do not have to eat but we have to; they do not have to breathe but we have to. They used the facts and locked us into the non-air cases. At the beginning it was sixty of us, then fifty of us and in the end when forty of us died we accepted to go.

I still do not know why did they used us as warriors, we were only humans to them, miserable creatures. May be it was because we were easy to encourage, easy persuading, easy to use as sheaths; or may be something different. I guess they had some rubbish reason for it, something we couldn’t manage to understand for years.

What I now is that, Great Danger changed everything.

We had to go back to our fatherland and destroy it; thence we had to move with seventh planet’s soldiers, named Grey Ones. I’ve never seen a female-robot before the seventh planet, therefore I paltered with a question: “Are you sure you can manage to fight with elders?”. A question asked by Irina 401. Immediate answer was yes but then I remembered that only ten miserable one left and I kept my silence.

War began, eight miserable one died. Talulah and I were the only living ones. Seventh planet destroyed by the Great Danger. The planet where we were captured was going to fail.

Then something happened; something to change everything, something to make us immortals, something called IT Leader a.k.a. ITL.

“Huge power to control!” Irına 401 said, the only female-robot and actually the only robot from the seventh planet. We watched the air burning, smelt the fresh meat burning. We watched ITL changing the world.

The name of ITL she said, and the war began. Again…

 

Grangé Türkiye’de idi.

Maçka Dergisi’nde yayınlanmıştır.

Birçok kez çok satanlar listesine giren,eserleri yirmiden fazla dile çevrilen ünlü polisiye gerilim yazarı Jean-Christophe GRANGÉ kasım ayında ülkemizi ziyaret etti, biz de Maçka Dergisi olarak bu fırsatı kaçırmadık, hem kendisiyle tanışma fırsatı bulduk,hem de düzenlenen basın toplantısına ve söyleşiye katıldık,Grangé’ye merak ettiklerimizi sorduk.

-İnanılmaz şeyler yazıyorsunuz,kafanızda nasıl bir dünya var? Öldükten sonra incelenmesi için beyninizi bağışlamayı kabul eder miydiniz?

Evet,kabul ederdim,hiç problem olmazdı.Aslında kafamdaki dünyayı çücukluğumda aramak lazım.Ben bunun kökeninin çocukluğumda olduğuna inanıyorum.

-Kitaplarınızı yazmadan önce yoğun araştırmalar yaptığınızı biliyoruz,psikanalize yatkınsınız.Nasıl inceleme yapıyorsunuz,esin kaynağınız nelerdir?

Benim asıl mesleğim gazetecilikti bu yüzden de çalışmalarımın ½50si gazetecilikten geliyor geri kalanı ise hayal gücümün ürünü.Gazetecilik yaparken olağanüstü olaylara tanık oldum,bu olaylar sayesinde birçok fikir ve konu geliyor aklıma.

-Kitaplarınızı yazarken çeşitli önermelerle mi yola çıkıyorsunuz?

Söylediğim gibi mesleğim sayesinde birçok olayla karşılaştım,dünyanın dört bir yanına gidip ropörtaj yapardım.Bu olaylar ilk kitaplarımın fikirleri oldu,şimdi ise ilgi alanlarımdan ve görüp yaşadıklarımdan yola çıkıyorum.Ayrıca kitapları yazma aşaması yaklaşık bir iki sene sürüyor,bu arada aklıma gelen fikirler de yeni kitabımın iskeletini oluşturuyor.

-Kahramanlarınız nasıl oluşuyor,sizinle ortak bir yanları var mı?

Polisiye türü diğer türlere göre daha farklı,katilin kim olduğunu bilerek tersten başa doğru gitmeniz gerekiyor.Ben karakterler için güçlü hatlar belirliyor kitabı yazarken de oluruna bırakıyorum ama tabiki sona doğru eklemeler gerekirse yapıyorum.Ortak bir yana gelirsek,aslında benim karakterlerimin hepsi sıfırdan yaratılıyor,her seferinde farklı özellikler istiyorum onlar için.Belki tek bir ortak yanları olabilir,o da işlerini azim ve tutku ile yapmaları.

-Kitaplarınız filmlere de uyarlandı,filmler okurlarınızda aynı etkiyi bırakmış mı,bu konuda nasıl tepkiler aldınız?

Filmler Fransa’da hayal kırıklığı yarattı,okurlarımın hiçbirinden iyi bir geri bildirim alamadım.Fakat ben de artık strateji değiştirdim,senaryoları direk yazıyorum bir tanesi bu yaz filme çekildi,diğeri de seneye çekilecek.

 -Kitaplarınızın başka insanları olumsuz etkileyeceğini düşündünüz mü ?

Tam tersi aslında,ben insanların uyguladıkları şiddet karşısında şok olmuş biriyim,insanlar gerçekten çok korkunç şeyler yapıyorlar,siz de bilirsiniz tarihte de böyle şeyler olmuş.Ben aslında bu romanları kaleme alırken,kötü insanları cezalandırıyorum.Benim kitaplarımda iyiler kazanıyor.

-Kitaplarınızda Freud etkileri hissediyoruz,bu konuda neler düşünüyorsunuz?

Aslında Freud’un teknikleri Fransa’da da tartışılıyor fakat bana soracak olursanız ben analizlerini doğru buluyorum ve kendisini de seviyorum.Birkaç yıl önce,başarının üzerime yüklediği stresten dolayı bir depresyon geçirmiştim ve bu beni onun analizlerine daha da yaklaştırdı,ben de çocukluğun insan yaşamında büyük bir önem arz ettiğini ve kişiyi etkilediğini düşünüyorum.

-Türkiye için ne düşünüyorsunuz,Fransa’da iyi tanınmıyoruz sizin fikrinizi değiştirebildik mi?

Aslında Türkiye ile yirmi yıl kadar bir geçmişim var,Türkiye’yi seviyorum ve size katılıyorum Fransa’da insanların kafasındaki Türkiye iyi değil,bir ayağı Doğu’da kaldığı için modernleşemeyeceğini ve geri kaldığını düşünüyorlar.Bu nedenle rahatsızım.

-İstanbul’u uğruna roman yazacak kadar büyüleyici buluyor musunuz?

İstanbul’u çok ilgi çekici buluyorum,hatta ilk romanımda yer vermiştim de.Bu şehir gerçekten büyüleyici ama ben özellikle Beylerbeyi’ni çok seviyorum.(Bir de süprizi var.)İstanbul’da iki tane film çekmeyi düşünüyorum,umarım filmde Beylerbeyini de kullanacağız.

Grangé Hakkında Bilinmeyenler:

Grangé Freud’un analizlerine inanıyor,çünkü kendisi de korku dolu bir çocukluk geçirmiş.Yetim olduğum için güvensiz bir ortamda,kronik bir korkuyla büyüdüm,sürekli kabuslar gören bir çocuktum diyor.

Aslında kendisi gerçek hayatta çok dengeli ve sakin,ona göre eğer bu kadar dengeli bir insan olmasaymış bu kadar çok fikir geliştirip kağıda dökemezmiş.

Grangé kitaplarında çok fazla siyah fikre yer veriyor,kendini kötülükten bu şekilde uzaklaştırıyor.

Kitapları Fransa’da yeni bir tür yaratmış,polisiye onun sayesinde doğmuş.

Artık eski mesleğini yapmamasının bir nedeni ropörtajın daha az para kazandırması,diğeri de artık çocuklarının olması.Ben bir babayım,artık uzak ülkelere gitmek cazip gelmiyor,çocuklarımı özlüyorum diyor.

Kitap yazarak para kazanacağı aklının ucundan bile geçmezmiş,ona göre bu bir mucize.

Sinemayı çok seviyor ama çekim anı,hazırlık aşaması ona çok zor geliyor.Grangé diyor ki “O çekimleri izleyip,zorlukları yaşayınca ortaya gerçekten bir mucize çıktığını görüyorum.”

Sabahları dört gibi kalkıp kendini otopsi sahnesini yazarken bulabiliyormuş.

Ropörtaj yaptığı dönem,uzun yolculuklarda polisiye roman okurmuş.Bunun ona çok yardımcı olduğunu düşünüyor.

Artık eskiye göre daha az kitap okuyor.İşim yazmak,ve bütün gün yazı masasının önünde olduğum için artık akşam kendimi dinlendiriyorum,eskisi gibi kitap okuyamıyorum diyor.

Fransa’da kitap yazarak hayatını kazanan kişi sayısı çok az olduğundan Grangé yeni bir Fransız yazar ismi duyunca mutlu oluyor.

Dilara Aşan

Okur Kaleminden Ahmet Ümit

Maçka Dergisi’nde yayınlanmıştır.


Ahmet Ümit,Türkiye’nin en çok okunan yazarlarından bir tanesi,yirmiye yakın esere imza atmış,ödül sahibi,birçok kez de yılın yazarı seçilmiş. Onu bir türe sığdırmak çok zor,çünkü Ümit yazım hayatında sadece polisiye romanlar kaleme almakla kalmadı , tanıtım yazıları,öyküler,şiirler,denemeler de yazdı,bir çok türde eserler verdi ve hepsinde de çok başarılı.

Gaziantep doğumlu olan Ahmet Ümit,eğitim hayatının büyük bir bölümünü de doğduğu şehirde geçirdi,fakat siyasi nedenlerden liseyi Diyarbakır’da bitirmek zorunda kaldı,üniversite için de İstanbul’a geldi.Aslında Kamu Yönetimi mezunu ama,onun geçmişine baktığımızda okuduğu bölümle ilgili bir iz bulmakta zorlanırız.Siyasetle ilgilenmiş,reklamcılığa soyunmuş,Kültür-Sanat dergisi çıkarmış.Öyle ya zaten en sonunda kendisi yazar olmuş.

Yazarın gençlik dönemlerinde en çok siyasete olan ilgisi göze çarpar,darbe zamanında aktif görevler almış,hatta üyesi olduğu parti eğitim görmesi için onu Moskova’ya bile göndermiştir.Hayatında büyük önem arz eden siyasetin izlerini kitaplarında da görmek mümkün ama en çok da “Kar Kokusu” adlı romanında öne çıkar,çünkü aslında bu roman yazarın Moskova hayatının bir kesitidir.

Kitaplarından ve başarılarından bahsedecek olursak,Ahmet Ümit’i yazın dünyasına tanıtan ilk kitap “Çıplak Ayaklıydı Gece” adlı öykü kitabıdır.Bu öykü kitabı 12 Eylül Darbesi öncesinde yaşamış insanları anlatır,Ümit,bu kitabı kaleme alırken büyük bir zorluğun üstesinden gelmiş,o dönemi bizzat yaşadığı halde olayları objektif bir şekilde ele almıştır.Böylece de büyük bir başarı yakamış,ödüle layık görülmüştür.Yazarın ses getiren diğer kitabı da “Sis ve Gece” adlı romandır.Senaryoya uyarlanarak filme çekilmiş bir polisiyedir.Aynı zamanda Yunanistan’da yayınlanmış ve yabancı dile çevrilen ilk kitap olmuştur.Ümit’in birçok kitabı da dizi olarak Türk Televizyonlarında yerini almıştır.

Ahmet Ümit’in sadece birkaç kitabına başarılı demek haksızlık olur aslında,her kitabı,öne çıkan kitapları kadar ses getirmese de başarılıdır.Belki de bu kadar adından söz ettirmesinin,beğenilmesinin nedeni çalışma şekli,Ahmet Ümit çok titiz bir yazardır,kitaplarını yazmadan önce büyük araştırmalar yapar,olayın geçtiği yerin dokusunu öğrenir.Onun dünyasına girdiğinizde olayların sadece basit bir cinayetten veya hikayeden ibaret olmadığını görürsünüz.Romanlarını yazarken sadece olaya değil,olay çevresinde yaşananlara,olayın geçtiği yere ve kahramanlara da büyük önem verir.Onun kitaplarını okurken sadece heyecanla sayfaları kovalamaz,aynı zamanda olayın geçtiği yer hakkında bir sürü bilgiye sahip olur ve hatta o yere gitmek istersiniz.

Kendisi de “…Suç, tıpkı insan DNA’sı gibi bir çok bilgiyi içinde barındırmaktadır. İşlenen bir suçu inceleyerek çağı, toplumu ve insanı anlatabilirsiniz. Anlatının derinlik kazanması ise baska bilgilerin yanı sıra saglam bir felsefe bilgisini de gerekli kılmaktadır. Bu bilgi eksik oldugunda yapıtta sorunlar çıkması adeta kaçınılmaz hale gelir.” diyerek ne demek istediğimi anlatıyor sanırım.

O günümüz popüler yazarlarından,ve uzun bir süre de bu popülerliği koruyacağına hiç şüphe yok.

Dilara Aşan

Monolog

İnsanlar birbirlerinin hadlerini bildirmek isterler.  Bunun kimin ne kadar haklı, doğru olduğuyla ilgisi yoktur. Kendine bakmak istememekle ilgisi vardır. Başkalarına çok yüklenen insanların gerçekten mükemmel oldukları bir dünyada mı yaşıyoruz? Hayır. Ve ne var biliyor musunuz, bu bir klişedir, mükemmel insan diye bir şey yoktur.

Zaten bir bakıma güzel de olmazdı öyle değil mi? 

Ama düşününce sanırım mükemmel insanın da kendi sorunları olurdu, çirkin bir dünyada mükemmel bir insan olmak… Yazık!

Neyse zaten konumuz bunlar değil.

Bir insandan nefret ederseniz, yaptığı her şey size batar. Neden nefret ettiğinizin ya da neleri doğru yaptığının sizin tükenmek bilmez eleştirilerinizle alakası yoktur; eleştirir durursunuz. O yanlış, bu da yanlış, inanamıyorum bunu nasıl yapmış? gibi gibi. Hayat zor.

Bir insanı severseniz, uzun bir süre pek bir şey batmıyor aslında. Sevgi belki önemli ama nefret kadar güçlü değil çoğu zaman, o kadar etkili olmuyor sizin doğrularınızda, düşüncelerinizde. Ama bilinçaltında bir yerlerde birikiyor, biriktikçe artılar dökülmeye başlıyor, havada sadece eksiler kaldığında ise kavgalar başlıyor. Bana dürüst gelmeyen insanları böyle anlıyorum az çok. Sizce bir insan herkesle iyi geçinebilir mi, yıllarca hem de? (Bana göre) Olanaksız! Çok yapmacık, gerçek değil. Böyle biri olmak için her insanı sevmek gerekir, ama kimse sizin gibi değildir bu yüzden de mutlaka bir yerlerde ipler incelme noktasına gelir. Evet belki herkesi sevebilirsiniz ama o zaman herkesle çok iyi olmazsınız. Sevgi, nefret… Duygular hep kardeştir, bir yerlerde de mutlaka ipler onların elindedir.

İkinci bir şık daha var; böyle biri olmak için kimseyi sevmemek gerekir. Ama bakın nefret etmek demiyorum, duygusuz bir varlık olmak diyorum. Dedim ya, duyguların olmazsa başa geçip seni kontrol edecek bir şeyin de olmaz. Böyle bir insansan duygusuz, yapmacık.. senden korkulmalı. Birini sevmeyi bilmeyen bir insana nasıl güvenilebilir? Güven her şeydir.

Bir de bir insanı çok sevmek var, çok çok sevmek. Çoğu insanın bir yerlerde mutlulukla yaptığı hatadır/doğrudur. Kimi zaman çok yakın arkadaşınız, kimi zaman sevgiliniz. -Gariptir ki, aile hiçbir sınıflandırmaya girmez çünkü anne, babalarınız sizi karşılık beklemeden seven yegane insanlardır; sizi asla terk etmeyecek insanlar.- İnsanların birbirini çok fazla sevdikleri noktalarda tolere etmek diye bir şey kullanılır, bazı insanlar sevginin(çok çok sevginin) her şeyin altından kalkabileceğine inanıyor. Ne yalan söyleyeyim bu inancımı kaybetmeye başladım. Sorunlar zengin bir çocuğa gelen kötü hediyeler gibi duvarda birikmeye başladığında ve sonunda artık yeterince uzun olduğunda onu saklayacak herhangi bir sandık yoktur, yapılacak tek bir şey vardır; birileri gelir ve hediyeleri çöpe atar. Hediyeler üzülür, çocuk rahatlar. İnanmak istemesek de bu gerçektir, sürekli yaşanan bir gerçek.

Devam edelim; sevgi her şeyin altından kalkamayacağı gibi bazı şeylere de yol açar. Mesela kıskançlık… En yakın arkadaşların uzun süreler sonunda patlak veren kavgalarını hiç dinlediniz mi? O kavgada kesin paylaşılamayan bir oyuncak vardır. Kötü tarafı da en yakın arkadaşınızın bir kavgada en kötü düşmanınıza dönüşebileceği gerçeği. Kişilikler önemlidir ama unutmamak gerek ki “İstisnalar kaideyi bozmaz.”. Eğer bu çok sevdiğiniz insan sizin sevgiliniz ise dikkatli olun çünkü ona çok değerli bir şeyinizi verdiniz; kalp denilen şeyi. Hayatınızın en güzel günleri de olabilir, en kötü günleri de. Yine de unutmayın ki, birini sevmek kötü bir şey değildir, ona en kırılgan şeyi vermek de ve her kötü ilişkinin içerisinde de mutlaka yaşadığınız için tanrıya şükrettiğiniz günler vardır. Her ilişkiyi özel yapan zamanlar vardır. Ama bazı insanlar bunun değerini bilmez, sizin verdiklerinizin de önemli olduğunu anlamazlar. Onlar ister ki, sizin verdiğiniz kalbi sıkıp parçalayabilsinler ama siz onun çok değerli kalbine dokunmaya bile kıyamayın. Şimdi uyanın, silkinin bir güzel; kimse sizden, kendi benliğinizden daha değerli değildir. 

Birini seviyorsanız, “Aşkta gurur yoktur.”, “Aşk her şeyi çözer.”, “Birbirini çok seven insanlar asla birbirlerine kıyamazlar.”, “Her zaman en yakın arkadaşım olacaksın.” gibi mentaliteleri unutun. Romantik komedide oynamanız için seçmediler sizi, gerçek performansınızı gösterdiğiniz yere hayat diyorlar ve biliyor musunuz her zaman mutlu son diye bir şey yoktur. Bilmeyenler için sürpriz! 

Şimdi yazının başında ne demiştik? “İnsanlar birbirlerinin hadlerini bildirmek isterler.” Mutlaka birisi de gelip size ahkam kesecektir; şunu bilin ki bir insan bazı şeylere ne kadar yüzeysel yaklaşıyorsa, siz ne kadar çabalasanız da sesiniz duyulmuyorsa, söylediklerinizin hiçbir zaman değeri yoksa o insan kendisine bakmaya o kadar korkuyordur. İnsanların haklı olduğu yerler olabilir ama bu size saldırmaları gerektiği anlamına gelmez. Birini ne kadar çok severseniz sevin, karşınızdaki insan sizi hayal kırıklığına uğratabilir. Birinden ne kadar çok nefret ederseniz edin, o insan sizi şaşırtabilir. Başkalarını değiştiremezsiniz, bana kalırsa denemeyin de, ama kendinizi tanırsınız ve kendinizi değiştirebilirsiniz.

Kendinizi tanıma yolunda insanların sizi yıpratmasına izin vermeyin, eğer bazı şeyler için savaşmak gerekiyorsa bunu yapın ama karşılaştığınız insanlar için bir değeriniz yoksa ve bunu görebiliyorsanız ipleri kesmenin vakti gelmiştir. Ya da işleri kısa yoldan halledin; sizin için çaba harcanmıyorsa siz de çaba harcamayın. Aksini söyleseler de, aksine inansam da bu dünyada her şey karşılıklıdır.

Hayatta en çok mutlu edebileceğiniz insan sizsiniz, bunun değerini bilerek yaşamanın vakti gelmedi mi?

Dilara Aşan

camdanpabuclar:

so your happiness comes first. unless you’re happy, you can’t cheer no one up.

camdanpabuclar:

so your happiness comes first. unless you’re happy, you can’t cheer no one up.

3 years ago 1 ♥

(Source: camdanpabuclar)

3 years ago 3 ♥

Love when you have a strength. Touch when you have a desire. Forgive when you have faith. Tell when you really want to say I love you.

Just because somebody hurt us once, doesn’t mean we have to permanently delete them from our phone book. Things change. People grow.

Ashley Marin (Pretty Little Liars)

Have a piercing on belly, tat on nape, blossom perfume encircles, short hair and a bright smile with a cute dimple. Cool with an attitude.

We are told to remember the idea not the man, because a man can fail. He can be caught, he can be killed and forgotten but 400 years later, an idea can still change the world. I’ve witnessed first hand the power of ideas, I’ve seen people kill in the name of them, and die defending them… but you cannot kiss an idea, cannot touch it, or hold it… ideas do not bleed, they do not feel pain they do not love…

V for Vendetta
1 2 3 4 5